Tag Archives: travel

AKIL SAGLIGIMI KORUMAK ICIN BUGÜNLERDE NELER YAPIYORUM ??

Nisan ayının da sonuna geldik. Normalde daha öncesinde bir yazıyı yazmaya başlamışım ama neden bilmiyorum devam etmemişim. İçinde şöyle bir kısım geçiyor :

“Öncelikle şu an sağlığıyla başı dertte olmayan herkes için daha önce öğrenmek isteyip de henüz başlayamadığı yazılım dilini / yabancı dili öğrenmek, not edip izleyemediği filmleri izlemek, okumadığı kitapları okumak, onu çok sevdiği halde yeteri kadar vakit geçiremediği sevdikleriyle beraber olmak için , aynı evde olmayı beceremeyenlerin bir yolunu bulabilmesi için mükemmel bir fırsat. Neden mi ?

Bugün günlerden 19 Mart 2020, bütün dünya hala bence sebebi tam olarak bilinmeyen bir virüs ve onun sebep olduğu hastalıkla mücadele halinde. Hayır sanki 1 Ocak 2020 tarihini gördüğümüzden beri Dünya yeterince tokatlanmamış gibi. Savaşlar, şehitler, ekonomi, petrol kavgaları, yangınlar sayamayacağım kadar çok kötü olaylar yaşanmışken bunlara ara veren şey ise virüs salgını oldu. 21. yy insanı olarak bizim savaşımız ise mental olarak hala sağlam kalabilmek. Kalabilmeye çalışmak. Dünya’da olup bitenlerden kendinizi soyutlamak zaten imkansız, elimizden gelen şeyler varsa yapmıyoruz (kimisi için bu üzgün olduğunu belirten paylaşımlar yapmak her ne kadar çok etkili olmayacağını bilse bile) ama benim açımdan şu ki elimizden bir şeyin aslında çok da gelmediği durumları sindirmeye çalışıyoruz. Bu sefer elimizden gelen bir şey var o da hastalık bize bulaştıysa bile yaymamak için evimizde kalmak. “

Evet bugün 28 Nisan 2020, bunu yazalı 1 aydan fazla zaman geçmiş ve hala evdeyiz, evde olmalıyız. Bahsettiğim mental savaşımız ise devam ediyor. Ama bahsettiğim gibi ne yeni dil öğrenme hevesimiz var ne de başka başka bir şeyi yapmaya. Ve hiçbir şekilde kendimi bu konuda kötü bile hissedemiyorum. Alles gut. Sabahtan akşama kadar yataktan çıkmak istemesem de, kitap okumak istemesem de, resim yapmak istemesem de. Çünkü o kadar farklı bir zamanı tecrübe ediyoruz ki gerçekten de bunları yapmamakta sorun yok, mental sağlığımızı koruyarak atlatmak yapmamız gereken tek şey bence. Bunu bilgisayar oyunu oynamak sağlıyorsa gerekirse saatlerce oynamak, ekmek pişirmekse pişirmek, müzik dinlemekse müzik dinlemek. Kişiye ne iyi geliyorsa onu yapmak sadece. Başka insanlara bakıp “evdeki zamanını ne güzel değerlendiriyor, ben hiçbir şey yapmadım bugün” demeden.

İlk haftalarda gerçekten ne kitap okumak istedim ne film izlemek. Yağlı boya fırçalarına elimi bile sürmek istemedim. Zaten her gün haberleri takip etmek sizi öyle bir kötürüm bırakıyor ki girdiğim atalet halinde enerjim kalmıyordu. Ama bu dönemde aslında çok güzel kişisel gelişim fırsatları sundu bütün markalar, firmalar. Karantinaya özel ücretsiz webinarlar, eğitimler gibi imkanlar açıldı. Hepsini takip etmek isteseniz gerçekten de 24 saatinizi dolduracak şeyler vardı bence. Kendi çalıştığım firma da evden çalışma esnasında yoga egzersizleri ya da psikolog toplantıları sağladı. Bu sebeple aslında teşekkür ederim bu gibi imkanları sağlayan her kuruma.

Hatta psikologun konuşmasında söylediği bir bilgi vardı aklımda o yer etmişti. Bu pandemi durumunda 2 tip insan vardı: İlki haberleri takip etmemeyi, ölen insan sayısından ya da vaka sayısından habersiz kalmayı tercih eden, ikincisi de sürekli olarak her haberi anında takip eden. Bu ikisinin de zararlı olduğunu belirtmişti – ki ben de o esnada artık ilk tipteydim, sayıları takip etmenin moralimi bozmak dışında bir şeye yaramadığını düşünüyordum. Ancak kendisi bu sefer de habersiz kalınca içten içe kuşkunun zarar verebileceğini, gerçeği bilmediği için daha çok paranoyak şekilde yaşayacağını söylemişti. Ben de yine gündemi takip etmeyi, en azından kulak tıkamamayı, ama elimden gelmeyen şeyler için üzülmemeyi telkin ettim kendime.

Bu şekilde biraz daha soğukkanlı hale geldikten sonra da aslında madem evdeyim, neler yapabilirim ya da yapmaktan keyif alabilirim diye düşündüm. Kitap okumak, film izlemek hala kesinlikle içimden gelmedi. Düzenli olarak keman çalışmaya karar verdiğim anda yanıt dakikalar içerisinde evrenden geldi ve elime aldığım anda gevşeyen yaylarını sıkarken Mi teli koptu.. Tamir ettirme şansım olmadığı için planım suya düştü. Ama tabi ki beni yıldırmadı, bu sefer de uzun zamandır öğrenmek istediğim gitarı mı çalmaya başlasam diye düşündüm. Ve YouTube’da bir kanal buldum, burada çalma listesi olarak başlangıç seviyesi için şarkılar ve akorlar vardı (https://www.youtube.com/playlist?list=PLYvNIjXrQSG7_Ix8Yq51IwcvUmVXOSG-C ). Klasik bir gitar sipariş ettim o geldikten sonra da bu kanaldan öğrenmeye başladım. Profesyonel bir şey yapmak değil amacım ama keyif almak bile yeterli oluyor benim için şu anda.

Aynı zamanda evdeki tek canlı olmayı kabul etmeyip aldığım güzel bitkilerim de ektedir.

Onun dışında ekmek yapmayı denedim ama çok da başarılı olamadım malesef 2. günde kurudu 😦

Kakaolu çatlayan kurabiye
Haftalar önce başladığım resme birkaç fırça sürebildim sonunda.

Böyle yemeli içmeli geçen haftalarda en çok rahatlatan ve mutlu eden tabi ki sevdiğim insanlarla konuşmaktı. Pizza yapıp yemek mutlu edebilir elbet ama aslında bu süreç bence en çok da insanlar olarak birbirimize ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu hatırlattı bence. Bir araya gelip sohbet etmek, görüşmek, gezmek her şey dahil. “Konsere gittiğimiz, dışarda yemek yediğimiz her gün aslında farkında olmadan sağlıklı olmayı ya da savaşta olmamayı kutluyormuşuz.” diye yazmıştı birisi kim olduğunu hatırlayamadım ama özeti bu aslında. Günlük, sıradan aktiviteler bile,örneğin markete gitmek, kıymetliymiş bence. Şu an bile sevdiğimiz insanlarla -hala -sağlıklı kalabilip, karantina bitince her şey düzelince şunu yapalım diye plan yapabilmek çok güzel.

Hala tam olarak belirli bir tarihi olmasa da yolun bitişinin, umarım kısa zamanda hayat normal seyrine döner ve biz de sevdiklerimize, normal düzenimize kavuşuruz.

Bu süreçte vakit bulup en son geziye çıktığımda çektiğim videoları düzenledim, izlemek isterseniz onun da linkini ekliyorum ,

https://www.youtube.com/watch?v=P6MwltKk8gs

Görüşmek üzere,

Büşra.

google earth yolculuklarım, please fasten your seatbelt !

“The world is a book, and those who don’t travel only read one page.” St Augustine

Merhaba yine ben.

Geçtiğimiz günlerde Google Earth yeni bir uygulama geliştirdi ve kullanıcılarına sundu. Bu çalışmaya göre artık bizler dünya üzerinde gezdiğimiz, geçtiğimiz, bulunduğumuz yerleri tarihlere veya olaylara göre istediğimiz gibi kategorilendirip proje haline getirebileceğiz. Kişiselleştirip kendimize aslında bir hatıra defteri gibi ama görsel desteklerle yani fotoğraf, video vs her ne istersek oralardaki hatıralarımızı Google üzerinde de saklayabileceğiz.

Ben de tabi bunu fırsat bilerek 2 yıl öncesinde Erasmus zamanında gittiğim, gördüğüm yerleri bir araya getirerek projelendirdim. Bu uygulamayı da duyurmak istedim. Yerleri işaretledikçe resme büyük açıdan bakıp nereleri gördüğünü fark etmek güzel bir duygu ve kesinlikle insanı gidip görmediği diğer yerler için de evinden çıkmaya ikna edici. Yazdığım alıntı cümlesindeki gibi hiçbir yere gitmemiş olup kitabın sadece ilk sayfasında olduğunu fark etmek de yeterince ikna edici olur diye tahmin ediyorum.

Öncelikle bunu yapmak için hesap açarken Google hangi amaçla yapmak istediğin gibi bir takım sorular soruyor sonrasında ise onaylayınca kullanmanıza izin verdiğine dair mail gönderiyor.

Yeni bir proje oluştur dedikten sonra tek tek arama butonu ile eklemek istediğiniz şehirleri aratıyorsunuz. Projeme ekle derken bilgisayardan fotoğraf ya da YouTube videosu yükleyebilirsiniz, açıklama kısmında da bizim okuduğumuz klasik şehir bilgileri yerine o şehre dair anılarınızı ve sizdeki çağrışımları gibi kişisel şeyler yazıp dünyayla paylaşabilirsiniz 🙂

Malesef mobil versiyonu desteklenmiyor, bilgisayarda web olarak kullanmanız gerekecek. Linke de bilgisayardan tıklayınız.

Bir sonraki yolculuğumda burayı güncellemiş olacağım. Yani sürekli canlı tutulabilecek ve yeni yerler gördükçe üstüne inşa edilebilecek bir proje ve Büşra bu tarz şeyleri çok sever.

Henüz İtalya’ya hiç ayak basmamış olmanın üzüntüsü içerisindeyim harita görseline bakınca. Biliyorum bu kadar yere gitmişsin ona da gitmeyiver diyen olacak bunu okuyunca. Haklısınız bence de. Bir söz var hani: “Belki okyanusu bardağa dolduramazsınız ama bardağa doldurduğunuz kadarı da okyanustur”, diye.

Processed with VSCO with g6 preset

O yüzden ben de her ne kadar I want to travel around the world desem de gezebildiğim kadarıyla görmek istediğimi kastediyorum. Bu küçük minyatür bavul kardeşlerimden hediyeydi ne kadar seyahat etmek istediğimi bildikleri için yüreklendirmek istediler sanırım. O zaman üstündeki şehir isimlerine bakıp bakıp içleniyordum ama param yook diye. Aradan bu kadar yıl geçmesine ve benim şimdi anılarımı bir araya getirdiğim bir şeyi yazabiliyor olmama seviniyorum.