Tag Archives: music

gecmıs gercekten gectı mı

Aylar aylar sonra Starbucks’a geldim ve oturdum. Evimin yakınlarında neredeyse 5 dakika yürüme mesafesi uzaklığında bir şubesi varmış, 1.5 senedir hiç bakmamıştım. Çalışmam gereken bazı şeyler var, yaklaşık 10 gündür evden çıkmadığım için değişiklik olsun istedim ve bilgisayarımı, defterimi, kalemimi alıp geldim.

Bir tane orta boy kapuçino, bir tane hurmalı fit brownie aldım. Ain’t No Sunshine (When She’s Gone) çalıyor arkada.

And she’s always gone too long anytime she goes away

Yazılımla alakalı bazı şeylere çalışırken yazı yazmak istedim birden. Ne yazsam bir karar veremedim önce. Bu aralar kendi notlarımda da yazdığım bir şeyi burda da yazayım dedim sonra.

Artık yaşım 30’a doğru hızla koşuyor diye mi yoksa pandemiden dolayı genelde soyutlanmış yaşamaktan mıdır tam bilmiyorum sebebini. Sürekli olarak aklım geçmişe gidiyor, ilkokul zamanı ya da lise zamanlarımda ailemin evinde olduğum zamanlarda mesela akşam kar yağmaya başladığında ilk defa, yarın okul tatil olacak mı telaşı ya da balkonun camından dışarıya şaşkın bakışımız. Kar topu oynayacak mıyız merakı.

Ya da çok yakın üst komşumuz taşınmadan önce beraber gündüzleri veya akşamları bir araya gelip kahkahalar atıp eğlendiğimiz, oyunlar oynadığımız, diziler izlediğimiz zamanlar.

Bunları hatırladıkça nedense hep bir içim cız ediyor artık. Şükür ki anılarımdaki insanlar , malesef herkes olmasa da, hayatta ve sağlıklılar. Şükür ki geçmişe baktığımda çoğunlukla güzel anılar hatırlıyorum. Biliyorum ki herkes bu kadar şanslı değil, geçmişi hatırlayınca kötü şeyler yaşadığı için konuyu kapatmak isteyenler vardır. Yine %100 bugünde olmayı beceremiyorum sanırım problem bu benim için.

Bu güzel anılardan dolayı geçmiş daha güzeldi anlamına mı geliyor bu? Biliyorum ki aslında değil. Bu konu da zaten çokça konuşulan bir konu şu yazıya göz atmanızı tavsiye ederim : https://www.elitedaily.com/life/science-behind-nostalgia-love-much/673184 . Orada şöyle bir şey söylüyor ;

However, like the unforeseeable future, the past itself is an idealized version of something we want it to be, not what we know as reality.

The way we remember memories is constantly distorted. By recalling a memory of the past, you are remembering it as your brain has chosen to distort it, not by the actuality of its events.

Yani diyor ki; Beynimiz bize öyle bir oyun oynuyor ki, onca anıdan bir tane güzelini seçiyor ve sonra da gerçekte yaşandığı gibi değil bütün anıları çarpıtarak sanki hayatın en ideal versiyonuymuş gibi sunuyor bize. E zaten gelecek bilmediğimiz bir olgu, ama geçmişi zaten yaşadık ve bitti, kötüsüyle iyisiyle bizi şaşırtacak bir şey yok orada. Bir nevi konfor alanı bizim için. Bütün negatif anıları filtreleyerek parlak kağıtlarla paketleyip bize tekrar sunuyor beyin hanım.

Alan R. Hirsch, nostalji için anıları hatırlamak bile değil sadece o zamanki duygu durumuna özlem demiş yani aslında belki de eski “sen”e özlem bile diyebiliriz buna. Karşılaştığın şeylerde o zamanki algın, tepkilerin, etkileri.. Aldığımız bir kokunun bizi anlık olarak 10 yıl öncesindeki spesifik bir anıya götürmesi, size göre sebepleri nedir ve neler hissediyorsunuz? Yorumlarda benimle paylaşırsanız mutlu olurum.

Böyle geçmişe özlem duymak kötü bir şey değilmiş ama. Diyorlar ki sevdiklerinle eski anıları konuşmak onlarla arandaki bağı korurmuş, evlilikler uzun sürermiş ve de gelecek için dört gözle beklermişsin.

Rather than facing the unknown, we go back to the past to remember why life is worth living. We latch onto memories of happiness to give us faith in the future.

Ah mükemmel bir bitiş paragrafı bu. Bilinmezlikle yüzleşmek yerine geçmişe gidip aslında hayatın neden yaşamaya değer olduğunu hatırlarız, geleceğin güzel olacağına dair umudumuzu mutlu anılara tutunarak koruruz.

Bu konu böyle işte. Sizin düşünceleriniz neler? Bu konuda nasıl hissediyorsunuz? Ben biraz daha eskiden her şey daha güzeldi modundan çıktım, her zamanın kendine ait güzelliği olduğuna inanmaya başladım. Bu zor zamanlarda bile, pandemiler karantinalar vs, başka zaman tecrübe etmek zorunda kalmadığımız şeyler var. Biliyorum ki “bugün” de yarın “geçmiş” olacak ve belki o zaman da geçmiş diye bugünü özleyeceğim.

Her anımızın kıymetini bilmek dileğimle,

Büşra

AKIL SAGLIGIMI KORUMAK ICIN BUGÜNLERDE NELER YAPIYORUM ??

Nisan ayının da sonuna geldik. Normalde daha öncesinde bir yazıyı yazmaya başlamışım ama neden bilmiyorum devam etmemişim. İçinde şöyle bir kısım geçiyor :

“Öncelikle şu an sağlığıyla başı dertte olmayan herkes için daha önce öğrenmek isteyip de henüz başlayamadığı yazılım dilini / yabancı dili öğrenmek, not edip izleyemediği filmleri izlemek, okumadığı kitapları okumak, onu çok sevdiği halde yeteri kadar vakit geçiremediği sevdikleriyle beraber olmak için , aynı evde olmayı beceremeyenlerin bir yolunu bulabilmesi için mükemmel bir fırsat. Neden mi ?

Bugün günlerden 19 Mart 2020, bütün dünya hala bence sebebi tam olarak bilinmeyen bir virüs ve onun sebep olduğu hastalıkla mücadele halinde. Hayır sanki 1 Ocak 2020 tarihini gördüğümüzden beri Dünya yeterince tokatlanmamış gibi. Savaşlar, şehitler, ekonomi, petrol kavgaları, yangınlar sayamayacağım kadar çok kötü olaylar yaşanmışken bunlara ara veren şey ise virüs salgını oldu. 21. yy insanı olarak bizim savaşımız ise mental olarak hala sağlam kalabilmek. Kalabilmeye çalışmak. Dünya’da olup bitenlerden kendinizi soyutlamak zaten imkansız, elimizden gelen şeyler varsa yapmıyoruz (kimisi için bu üzgün olduğunu belirten paylaşımlar yapmak her ne kadar çok etkili olmayacağını bilse bile) ama benim açımdan şu ki elimizden bir şeyin aslında çok da gelmediği durumları sindirmeye çalışıyoruz. Bu sefer elimizden gelen bir şey var o da hastalık bize bulaştıysa bile yaymamak için evimizde kalmak. “

Evet bugün 28 Nisan 2020, bunu yazalı 1 aydan fazla zaman geçmiş ve hala evdeyiz, evde olmalıyız. Bahsettiğim mental savaşımız ise devam ediyor. Ama bahsettiğim gibi ne yeni dil öğrenme hevesimiz var ne de başka başka bir şeyi yapmaya. Ve hiçbir şekilde kendimi bu konuda kötü bile hissedemiyorum. Alles gut. Sabahtan akşama kadar yataktan çıkmak istemesem de, kitap okumak istemesem de, resim yapmak istemesem de. Çünkü o kadar farklı bir zamanı tecrübe ediyoruz ki gerçekten de bunları yapmamakta sorun yok, mental sağlığımızı koruyarak atlatmak yapmamız gereken tek şey bence. Bunu bilgisayar oyunu oynamak sağlıyorsa gerekirse saatlerce oynamak, ekmek pişirmekse pişirmek, müzik dinlemekse müzik dinlemek. Kişiye ne iyi geliyorsa onu yapmak sadece. Başka insanlara bakıp “evdeki zamanını ne güzel değerlendiriyor, ben hiçbir şey yapmadım bugün” demeden.

İlk haftalarda gerçekten ne kitap okumak istedim ne film izlemek. Yağlı boya fırçalarına elimi bile sürmek istemedim. Zaten her gün haberleri takip etmek sizi öyle bir kötürüm bırakıyor ki girdiğim atalet halinde enerjim kalmıyordu. Ama bu dönemde aslında çok güzel kişisel gelişim fırsatları sundu bütün markalar, firmalar. Karantinaya özel ücretsiz webinarlar, eğitimler gibi imkanlar açıldı. Hepsini takip etmek isteseniz gerçekten de 24 saatinizi dolduracak şeyler vardı bence. Kendi çalıştığım firma da evden çalışma esnasında yoga egzersizleri ya da psikolog toplantıları sağladı. Bu sebeple aslında teşekkür ederim bu gibi imkanları sağlayan her kuruma.

Hatta psikologun konuşmasında söylediği bir bilgi vardı aklımda o yer etmişti. Bu pandemi durumunda 2 tip insan vardı: İlki haberleri takip etmemeyi, ölen insan sayısından ya da vaka sayısından habersiz kalmayı tercih eden, ikincisi de sürekli olarak her haberi anında takip eden. Bu ikisinin de zararlı olduğunu belirtmişti – ki ben de o esnada artık ilk tipteydim, sayıları takip etmenin moralimi bozmak dışında bir şeye yaramadığını düşünüyordum. Ancak kendisi bu sefer de habersiz kalınca içten içe kuşkunun zarar verebileceğini, gerçeği bilmediği için daha çok paranoyak şekilde yaşayacağını söylemişti. Ben de yine gündemi takip etmeyi, en azından kulak tıkamamayı, ama elimden gelmeyen şeyler için üzülmemeyi telkin ettim kendime.

Bu şekilde biraz daha soğukkanlı hale geldikten sonra da aslında madem evdeyim, neler yapabilirim ya da yapmaktan keyif alabilirim diye düşündüm. Kitap okumak, film izlemek hala kesinlikle içimden gelmedi. Düzenli olarak keman çalışmaya karar verdiğim anda yanıt dakikalar içerisinde evrenden geldi ve elime aldığım anda gevşeyen yaylarını sıkarken Mi teli koptu.. Tamir ettirme şansım olmadığı için planım suya düştü. Ama tabi ki beni yıldırmadı, bu sefer de uzun zamandır öğrenmek istediğim gitarı mı çalmaya başlasam diye düşündüm. Ve YouTube’da bir kanal buldum, burada çalma listesi olarak başlangıç seviyesi için şarkılar ve akorlar vardı (https://www.youtube.com/playlist?list=PLYvNIjXrQSG7_Ix8Yq51IwcvUmVXOSG-C ). Klasik bir gitar sipariş ettim o geldikten sonra da bu kanaldan öğrenmeye başladım. Profesyonel bir şey yapmak değil amacım ama keyif almak bile yeterli oluyor benim için şu anda.

Aynı zamanda evdeki tek canlı olmayı kabul etmeyip aldığım güzel bitkilerim de ektedir.

Onun dışında ekmek yapmayı denedim ama çok da başarılı olamadım malesef 2. günde kurudu 😦

Kakaolu çatlayan kurabiye
Haftalar önce başladığım resme birkaç fırça sürebildim sonunda.

Böyle yemeli içmeli geçen haftalarda en çok rahatlatan ve mutlu eden tabi ki sevdiğim insanlarla konuşmaktı. Pizza yapıp yemek mutlu edebilir elbet ama aslında bu süreç bence en çok da insanlar olarak birbirimize ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu hatırlattı bence. Bir araya gelip sohbet etmek, görüşmek, gezmek her şey dahil. “Konsere gittiğimiz, dışarda yemek yediğimiz her gün aslında farkında olmadan sağlıklı olmayı ya da savaşta olmamayı kutluyormuşuz.” diye yazmıştı birisi kim olduğunu hatırlayamadım ama özeti bu aslında. Günlük, sıradan aktiviteler bile,örneğin markete gitmek, kıymetliymiş bence. Şu an bile sevdiğimiz insanlarla -hala -sağlıklı kalabilip, karantina bitince her şey düzelince şunu yapalım diye plan yapabilmek çok güzel.

Hala tam olarak belirli bir tarihi olmasa da yolun bitişinin, umarım kısa zamanda hayat normal seyrine döner ve biz de sevdiklerimize, normal düzenimize kavuşuruz.

Bu süreçte vakit bulup en son geziye çıktığımda çektiğim videoları düzenledim, izlemek isterseniz onun da linkini ekliyorum ,

https://www.youtube.com/watch?v=P6MwltKk8gs

Görüşmek üzere,

Büşra.